Düşünmek ve Konuşmak Üzerine
- Şura Aydın
- Nov 29, 2025
- 3 min read
Updated: Dec 12, 2025

Gündelik yaşamda konuşmanın sınırları çoğu zaman fark edilmeden belirlenir; bazı konuların açılması, bazı duyguların dile dökülmesi ya da bazı hatırlamaların ifade edilmesi, dışarıdan bir baskı görünmese bile içsel bir gözetim tarafından sessizce düzenlenir. Bu görünmez gözetim, dışarıdaki otoritelerin belirgin baskısından çok daha etkili olabilir ve insan neyi söylememesi gerektiğini çoğu zaman düşünmeden bilir; böylece dil, sözün içine yerleştiği dar bir iklim içinde hareket ederek bazı alanlara hiç dokunmamayı neredeyse doğal bir alışkanlığa dönüştürür.
Bu daralmış iklim yalnızca ifade edilebilecek olan sözü değil, zamanla düşüncenin yönünü ve genişleyebileceği alanı da biçimlendirir; çünkü düşünce, izin verilmiş hatta kendiliğinden tanınan hatların içinde dolaşırken, aynı anda yasaklı bölgelere yaklaşmaktan da özenle kaçınır. Bastırılmış olan içerikler ise tamamıyla kaybolmaz; aksine, yaşamın içine tekrar eden ilişkisel örüntüler, açıklanamayan duygulanımlar ya da beklenmedik tepkiler olarak sızmayı sürdürür ve geçmiş, dilsel olarak hatırlanmasa bile kişinin bugünündeki davranışlarında ya da kurduğu ilişkilerde kendini yeniden kurar.
Bu dar iklimi düşündüren örneklerden biri, Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü (Handmaid’s Tale) romanından aynı isimle uyarlanan dizideki bir sahnede karşımıza çıkar. Baskı düzeni altında yaşayan Ofred ve Ofglen, yalnızca izin verilen konular üzerine konuşabilen ve sözlerini belirli kalıpların içine yerleştirmek zorunda kalan iki kadındır; dışarıdaki otoritenin sertliği, zamanla içsel bir sessizliğe dönüşmüş gibidir. Birlikte yürüdükleri kısa bir an sırasında, kadınlardan biri bu düzenin başlamasından önceki hayatına dair birkaç kelime söyleyerek o sarsılmaz sessizliği anlık olarak deler; hatırlamanın yasak olduğu açıktır ama yine de bu küçük adım, sözün katı sınırlarını aşarak yasaklanan geçmişe doğru uzanan bir hareket yaratır. Diğer kadın, önce şaşkınlıkla tereddüt etse de kısa bir süre sonra kendi geçmişini dile getirerek bu hareketle birlikte akar ve böylece sahnede dar alan, birdenbire genişleyen bir düşünme ve hatırlama imkânına dönüşür.
Bu sahnenin taşıdığı örüntü, terapi alanının dinamiğine de yakından dokunur; çünkü analitik ilişkide yalnızca izin verilenleri konuşmak değil, aynı zamanda bu görünmez izinlerin ötesine geçildiğinde nelerle karşılaşıldığını fark edebilmek mümkün hale gelir. Aileden, toplumsal normlardan ve önceki ilişkisel deneyimlerden süzülerek oluşmuş içsel yasaklar, zaman içinde dışsal bir uyarıdan çok içsel bir sese dönüşür; düşünceyi fark edilmeden şekillendiren ve kişinin içsel alanında dar koridorlar oluşturan bu ses, bazı anlatıların hiç açılmadan kapanmasına ve bazı duyguların görünmeden geri çekilmesine neden olur. Yine de bastırılmış olan, tıpkı sahnedeki yasaklı geçmiş gibi tamamen sessiz kalmaz ve gündelik tekrarların içinde dolaşmayı sürdürür.
Psikanalitik alan, bu sessiz gözetimin zamanla hafifleyebileceği bir mekan oluşturur; konuşmanın durduğu noktalar burada esneyebilir, daha önce ifade edilmemiş ya da fark edilmemiş bir his düşünülebilir hale gelebilir ve söylenemeyen sözler, düşüncenin kendi darlığını aşmasına izin verecek bir zemin bulur. Böylece düşünce, daraltılmış koridorlarından çıkarak daha geniş bir alana yayılmaya başlar; bu yayılma yalnızca bir ifade genişliği değil, aynı zamanda kişinin kendi içsel deneyimiyle kurduğu ilişkiyi dönüştüren bir süreçtir.
Hatırlama da bu genişleme içinde farklı bir anlam kazanır; belki başlangıçta bütünlüklü olmayan anlatıları, dağınık fragmanları, bedensel duyumları, tekrar eden örüntüleri içerir. Analitik süreç, bu fragmanların temsil edilebilir hale gelmesini mümkün kılar ve böylece kişi, kendi deneyimlerini yeniden anlamlandırma ve düşünme kapasitesine yaklaşır. İçsel yasakların belirlediği alan hafiflediğinde, düşüncenin geri dönüşü giderek daha olanaklı hale gelir.
Zaman zaman anlaşılmamışlık hissi, boşluk duygusu ya da katlanması güç duygulanımların ortaya çıkması sürecin doğal bir parçasıdır belki de. Fakat analitik alan içinde tüm bu zorluklara rağmen düşünmeye devam edilebildiğinde, fark edilmesi güç ama belirgin bir değişim giderek şekillenmeye başlar; düşünceler, duygular ve izlenimler birbirinden ayrışır, daha önce tek bir anlamın içine sıkışmış olan deneyimler yeni bağlamlara yerleştirilebilir hale gelir ve içsel darlığın ağırlığı hafifledikçe kişinin kendi sesi daha belirgin bir tınıyla duyulur.
Bu nedenle terapide konuşmanın genişlemesi yalnızca bastırılan içeriğin ortaya çıkması değildir; aynı zamanda kişinin kendi ruhsal alanıyla kurduğu ilişkinin dönüşümüdür. İçsel gözetimin belirlediği dar düşünce yollarının yerini daha esnek, daha merak eden ve daha fazla şeyi fark edebilen bir zihinsel alan aldıkça, kişinin dünyayla ve kendisiyle kurduğu temas da genişler.
Kısacık bir sahnenin temsil ettiği bu hareket—konuşmanın genişlemesi, hatırlamanın yeniden mümkün hale gelmesi ve düşünmenin geri çağrılması—analitik süreçte zamanla ortaya çıkan dönüşümü de işaret eder. Sessiz tekrarlar içinde kendini yeniden oluşturan geçmiş, konuşmanın genişlediği yerde yalnızca tekrar etmekle kalmaz; aynı zamanda dönüşme ve temsil edilme olanağı bulur.


